Estetik’i Doğru Anlama Üzerine

“Estetİk” İ Doğru Anlama Üzerİne

Peyami GÜREL
 

TANIM OLARAK ESTETİK

     Estetik sözcüğü, günlük kullanımda neredeyse güzellik ve yakışmışlık kavramları ile eşanlamlı bir hale gelmiştir.

     Buna ‘Estetik açıdan nasıl buluyorsunuz, Çok estetik olmuş’ gibi birçok örnek vermek mümkündür.

     Bu kullanımı sanırım iki neden besliyor. Birincisi, ‘güzel’ yerine daha akademik bir kavramı kullanma ihtiyacı, ikincisi, estetik eşittir güzel kavrayışı.
Ancak bizim konumuza giren estetik, bilimsel bir disiplin olarak hem daha farklı bir içeriğe sahiptir, hem de daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Dolayısıyla, bu bilimsel disiplinin doğru tanımlanması bizi rahatlatacaktır. Ancak bu tanımlama ileride görüleceği gibi bizi bazı teorik problemlerle karşı karşıya bırakacaktır, özellikle bu teorik problemler, estetik tanımının başka terimlerle yan yana anılması durumunda iyice karmaşıklaşacaktır. Örneğin; Gotik estetiği, Hristiyan estetiği, İslam estetiği vb. tanımlamalar titizlik ve dikkatle analiz edilmesi gereken kavramlardır. Doğru anlama ve kavramsallaştırma problemlerine girebilmemiz için önce bu bilimin ortaya çıkış nedenlerine ve anlamına değinmemiz yerinde olacaktır.

     Kelime anlamı itibariyle ‘estetik’, Grekçe ‘aisthesis’ ya da ‘aisthanesthai’ sözünden gelir. Bu kelimelerin sözlük anlamı; duymak ve algılamaktır. “Kelime kökü bakımından estetik, sadece duyarlık ve algının incelenmesini akla getirir; bu bir algılama biçimidir. 18.yy.’ın ikinci yarısından bu yana estetik, beğeni yargısı, özellikle güzel karşısındaki beğeni yargısıyla ilgili olan meseleleri ele alır.” (*1) “Estetik, bu anlamda, duyulur algının, duyusallığın sağladığı bilgi ile ilgili bir bilim olarak düşünülüyor. Sözcüğün kökeninde bulunan bu duyusallık, estetik dediğimiz bilimin adının dışında da bu sözcüğün yaşadığını gösterir. Günümüz tıp terminolojisinde rastladığımız ‘anesthesi total’ ya da ‘anesthesi lokal’ terimleri bunun somut örnekleridir.” (*2) Peki duyarlıktan, beğeni yargısına doğru bu değişimin temelinde yatan nedir? Ya da bu değişimdeki bağlantıyı nasıl ele almalıyız? Estetik biliminin kurucusu Chr. Wolff’un öğrencisi Alexander G. Baumgarten’dir. (1714-1762) Böyle bir bilimin tanımlanmasını ve sınırlarının çizilmesini ilk defa 1750-1758 yıllarında yayınlamış olduğu “Aesthetica” adlı eserinde ortaya koyar. Baumgarten’in esas meselesi, hocasının boş bıraktığı bir alanı doldurmaktır. Doğru düşünmenin ve doğru istemenin yollarını ele alan Chr. Wolff, duyu bilgisini ele almamıştı.

     Aesthetica’nın daha ilk sözlerinde Baumgarten, estetik’i şöyle tanımlar: “Aesthetica (theoria liberalium artium, gnoseologia inferior, ars pulcre cogitandi, ars analogi rationis=özgür sanatlar teorisi, aşağı bilgi teorisi, güzel üzerine düşünme ve akla benzer bir yeti bilimi) est scientia cognitionis sensitivae (Estetik, duyusal bilginin bilimidir).” Böyle bir betimlemede ilk kez olarak, estetik adını verdiğimiz bilimin bir tanımıyla karşılaşıyoruz. Gerçi, bu tanım, çok yanlı bir tanımdır. Ama estetik’i belirlemek isteyen bütün bu farklı elemanlar, bir temel belirleyici motive geri götürebilir; bu temel belirleyici motiv, cognitio sensitiva’dır, duyusal bilgidir.” (*3) Dolayısıyla estetik, gözlemlenebilen ve denenebilen zihni bilginin dışındaki tasavvur ve sezgi bilgisinin bir tanımı olarak ortaya çıkar. Daha doğrusu, üstün bir konuma sahip olan mantık’ın giremediği alanların bilimidir estetik. Bilgi alanlarının tasniflendirilmesi sorununa ayrıca değinmeye çalışacağım ancak şimdilik, tanımın ortaya çıkışı ile ilgili süreci ele almaya devam edelim. Mantık zihinsel bilgiyi araştırmaktadır. Oysa estetik, duyulur ve sezilir bilginin peşindedir. Bir yerde estetik, bu sezgisel bilginin mantığıdır.

     Ancak, mantık da, estetik de doğruyu ve hakikatı aramaktadırlar. Yalnız estetiğin hakikati burada biçim bakımından farklılaşmaktadır. Mantık, zihnin nesnelere uygunluğunu, estetik ise güzelliği aramaktadır. Yani estetik, güzelliğin kendisi değil, güzellik arayışının mantığıdır. Doğruluk ve hakikat, estetik biliminde ‘güzellik’ adını almaktadır.

     Elbette bu kurgu, Baumgarten’in yapılandırmasıdır. Bu konuda birçok tartışma açılmıştır ve bu tartışmalar halen sürmektedir. Örneğin 18.yy. düşünürlerinden Johann Gottfried Herder (1744-1803) estetik adının bu bilime uygun düşmediğini söyleyerek “Kalligone” (Kallos Grekçe güzel) adını önermiştir. G.W. Friedrich Hegel de bu bilim için “kalliologie” adını kullanmıştır.

     Estetik biliminin gayesi konusunda da tartışma çıkmıştır. Bu bilimin, sadece güzelliği hedeflemekle sınırlanamayacağını vurgulayan düşünürler olmuştur. Özellikle Ludwig Wittgenstein (1889-1951) bu düşünürlerin başında gelmektedir.

     “Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, estetik, yeni ve modern bir bilimdir. Gerçi, böyle bir yargı doğru da sayılır. Ama, bu bilimin içine aldığı problemlere bakacak olursak, bu problemlerin çoktan beri var olduğu, şu ya da bu şekilde araştırılmış olduğu da söylenebilir. Buna göre bir bilim olarak estetik tarihi ile estetik problemler tarihi birbiriyle örtüşmezler. Bilim olarak estetik, yeni bir bilim olduğu halde, estetik problemler genelde çok eskidir. Bu bakımdan estetik’in konusunu belirlemek, bir anlamda bu problemlerin ne tür problemler olduğunu ortaya koymak anlamına gelir. O halde, buradan sormamız gereken yeni bir soru ortaya çıkıyor: Estetik problemler, ne tür problemlerdir? Estetik problemler, geniş bir varlık alanı oluştururlar ve heterogen nitelikte problemlerdir. Bu heterogen problemler, bir noktada klasik-geleneksel estetik ile günümüz estetik’ini de birbirinden ayırırlar. Baumgarten, Kant ve Hegel’den kaynaklanan geleneksel estetik, estetik’in araştırma alanını ya güzellikte ya da sanatta bulur. Bu anlamda da estetik, ya güzellik, ya da sanat felsefesi olarak belirlenir. Geleneksel estetik güzellik dediği zaman da, doğa ve teknik güzelliğini, ‘bağımlı’ güzellik diyerek ‘özgür güzellik’ dediği sanat güzelliğinin dışında bırakır. Sanatı da yalnızca güzel sanatlar kavramına bağlar ve güzel sanatları inceler.” (*4)


YÖNTEM

     Aslında tanımdan sonra doğrudan doğruya güzellik kavramına girmek istiyordum ancak yöntem ile ilgili kısa bir tarihçe vermek uygun düşecek. Çünkü estetik kavramının tartışma zeminini ve tarifini bir yerde yöntem sorunu belirlemektedir. Yöntem, özellikle estetik’in diğer bilimlerle olan ilişkisini anlamıza yardımcı olacaktır. Fecher (1801-1887) deney ve gözlemi esas alan psiko-fizik yöntemini, Baldwin 1910′da genetik yöntemini, Baudodin 1929′da psikoanalitik yöntemini, Durkheim (1858-1917) sosyolojik analiz yöntemini geliştirmişlerdir.

     Bu yöntemleri izah etmemiz hacim açısından bizi çok zorlayacağı için şimdilik girmiyorum. Yöntem sorunu, bizi doğrudan doğruya gerçeklik kavrayışı ile ilgili temel meseleye götürmektedir.


YENİDEN TANIM MÜMKÜN MÜ?

     Bu çok kısa girişten sonra sıra, detaylarına daha başka bir yazıda girilebilecek olan tanım ve yöntemlerin, doğru bilgiye ulaşmada bize ne derece yeterli olup olmadıklarını araştırmamıza gelmektedir.

     Elbette bu yeterliliğe karar verebilmeyi henüz çok erken buluyorum. Çünkü bilimsel bir titizlik, bütün bu yöntem ve sonuçların yeniden analiz edilmesini gerektirmektedir. Ancak bu aşamada yöntem ve tanım meselesine bir katkı olabileceği varsayımından hareketle, bu bilim dalı ile ilgili önümüze iki temel problem koyalım. Birincisi, bu bilimin alanı olan ve mantıktan ayrı olarak düşünülen duyular alanının kavranış tarzını yeniden ele almak. Bu alanın diğer bilgi alanları ile olan bağlantısını ve sınırlarını çizebilmek. İkincisi, bu çalışmanın sonucunda bu tesbiti yeni bir kavramla ifade etmek.

     Bir kere bütün araştırma ve bilim disiplinlerinde mutlaklaştırılan, ancak disiplinin kendi içinde farklı sonuçlara götürebilen “Hakikat ve Doğruluk” tanımını ele almamız gerekmektedir.

     Özellikle bu ele alış, tevhid ilkesinden hareketle ve Allahü Teala’nın sıfatlarının doğru anlaşılması ekseninde başlamalıdır.

     Bütün bu teorik karmaşa gibi gözüken alanların, aynı zamanda bir bilgi teorisi (epistomoloji) meselesi olduğunu unutmamak gerekecektir. Bu ekseni koyuş tarzının üstesinden gelebilmek elbette bir tek düşünüre has bir çalışma olmayacaktır. Ben sadece bu tartışmalar katkıda bulunmaya davet etmek istiyorum. Çünkü bu eksenden hareketle yapılabilecek olan tanımların, sadece güzelliği ilgilendiren bölümüne olduğu kadar, diğer disiplinlerinde tartışma içerisine çekilebileceğini düşünüyorum. Bilimsel disiplinlerde ki bu alan taramalarının bilgi teorisi ve “Hakikat” ile ilgili olması nedeniyle tasavvuf ve ilahiyat bilimcilerini öncelikle ilgilendirdiği kanaatindeyim.

     Ya da tarihte bu ilimlerle ilgili olan taramaların sonuçlanmış olduğunu varsayarsak, bize, güzellik ile ilgili alanı tarif, tanımlama ve yöntemini düşünme vazifesi kalacaktır. Bu da tabii ki işimizi kolaylaştıracaktır. Ancak burada çok önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Mesele, bilimsel olarak yöntem ve tanım meselesine katkıda bulunmaktadır, yoksa bir alanı ya da tanımı başka bir takım kiplerle yeniden ifade etmek değil. Örneğin: ‘İslam Estetiği’ gibi tanımlar, böyle bir bilimsel çalışmanın şu aşamada özellikle kaçınması gereken kavramlardır. Bu tür kiplemeleri çok kolay kullanırsak baştaki iki sorumuzla ilgili araştırmaların önünü tıkayacağını ve içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya kalabileceğimizi düşünüyorum.

     Batıda geliştirilmiş olan yöntemlerin analizine tekrar dönmek istiyorum. Bilimsel düşünceye yapılacak katkılar, alanı iyi taramayı gerektiren bir faaliyettir. Yöntemsel katkı ile ilgili çalışmalar kendi özgül alanında devam ederken, şu ana kadara gelişen yöntemlere teker teker girmemiz gerekecektir.
Esas itibariyle bu çalışma, elbette bir kitap konusudur. Ancak bir derginin hacmini fazla aşmamak kaydıyla bu çalışmaları sizlerle paylaşma ve tartışmanın çok yararlı olacağı inancındayım.

——————————————————————————-

*1-Meydan Larousses.386
*2-Estetik-İsmailTunalı
*3-Estetik-İsmailTunalı
*4-Estetik-İsmail Tunalı Remzi Kitabevi-istanbul 1989

  (istanbulsanatevi.com)

Eylül 28, 2006. Estetik.

9 Yorumlar

  1. kutlu sevin replied:

    Bir güzelliği oluşturan özellik, o nesnenin elemanları arasındaki oranlardır. Eğer bu elemanlar oranlı bir şekilde bir araya gelmişse birbirleriyle bütünlük içindedir. Buna uyum diyoruz. Biz, estetik cerrahların amacı güzelliğe ulaşmaktır. Güzellik; annelik veya yaşama içgüdüsü gibi doğal bir içgüdüdür. Göze hoş görünen, kişide yaşama ve sevinç coşkusu uyandıran, sanat ve estetiğin temel kavramıdır.

    Ekim 5, 2006 at 5:04 am. Kalıcı Bağlantı.

  2. kutlu sevin replied:

    Güzellik, her çağda tartışılan bir konu olmuştur. Ama kesin olan, güzellik konusunun göreceli olmasıdır.

    http://www.estetiks.com

    Ekim 5, 2006 at 5:05 am. Kalıcı Bağlantı.

  3. Derviş replied:

    ——-

    Öncelikle bu yorumu okuyacak olanlara sevgilerimi sunuyor ve eğer sonuna kadar okuma zahmetine katlanırlarsa, belki de şu ana kadar hiç duymadıkları faydalı bilgiler öğreneceklerinin garantisini veriyorum (Not: Bu bir şaka değildir :) )

    Maalesef bu üstteki yazıda anlatılanlar Batı’nın “Beni çilelerden kurtaracak, kafamdaki sorulara, kalbimdeki sıkıntılara çare olacak” diye 4 elle sarıldığı “rönesans ve bilim” çağının acı sonuçları.

    Oysa unuttukları veya unutmak için çırpındıkları bir gerçek var. İnsan aklı BİLGİYE BAĞIMLIDIR. Akıl 5 dakika önce KESİNLİKLE DOĞRUDUR dediği bir şeye, o konudaki “Bilgi Miktarı” azıcık artınca, sadece 5 dakika sonra KESİNLİKLE YANLIŞTIR diyebilmektedir. Bir konudaki bilgi miktarının şu andan itibaren ASLA artmayacağının GARANTİSİNİ kimse veremeyeceğine göre, AKIL YALNIZ BAŞINA MUTLAK DOĞRUYU BULMAK İÇİN BİR ARAÇ DEĞİLDİR !

    Peki MUTLAK DOĞRUYU KİM BİLEBİLİR ? Elbette BİLGİSİNE YENİ BİR BİLGİ İLAVE EDİLMEYEN ve HERŞEYİ BİLEN ALLAH !

    Dolayısıyla bir konuda MUTLAK DOĞRUYU arayan bir akıl, önce Allah’ın o konuda söylediklerini araştırmak zorundadır. Çünkü Allah’ın bilgisinde ASLA DEĞİŞME ve YANILMA olmaz. İşte “bilgiye bağımlı olduğu için” yalnız başına mutlak doğruyu bulamayan akıl, Allah’ın söylediklerini yani VAHYİ rehber olarak alırsa, karşısına çıkan her durumda doğruyu kolayca bulabilir. İşte o zaman akıl GERÇEK AKIL olur.

    Bu gerçek akla, “VAHYİN REHBERLİĞİNİN HAYATİ ÖNEMİNİ KAVRAMIŞ AKIL” denir. İşte Kur’an’da övülen ve AKL-I SELİM diye isimlendirilen akıl budur. Ne demek istediğimizi bir örnek ile açıklayalım:

    Günümüzün en çok tartışılan konularından birisi GENETİK biliminin icat ettiği metotlar kullanılarak genetik yapısı DEĞİŞTİRİLMİŞ bitkilerinden elde edilen ürünlerin(Örneğin soya ve mısır) insanlar tarafından tüketilmesinin zararlı olup olmayacağı, insanlarda kansere sebep olup olmayacağı, doğayı mahvedip mahvetmeyeceğidir.

    Bilim adamları, bu konuda sağlıklı sonuçlara ulaşılmasının ancak insanların bunları uzun yıllar tüketmesinin ardından yapılacak “istatistiksel çalışmalarla” anlaşılabileceğini söylemektedirler. Yani milyonlarca kişi kanser olursa o zaman anlayacaklar.

    Fakat dünyadaki açlık probleminin ortadan kalkmasında GENETİK TEKNOLOJİNİN büyük rolünün olabileceği son 20 yıl içinde çok net olarak anlaşılmıştır.

    Peki bu durumda nasıl karar vereceğiz? Şu anda Amerika’da bu ürünler üzerinde “GENETİK metotlarla elde edilmiştir” yazısı bulunmak kaydıyla satışa sunulmaktadır. Bu ürünleri yiyelim mi, yoksa yemeyelim mi ?

    İşte Kur’an’da övülen akıl çeşidi olan “VAHYİN REHBERLİĞİNİN HAYATİ ÖNEMİNİ KAVRAMIŞ AKIL” kavramı tam burada devreye giriyor. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın Hadis-i Şerifleri incelendiğinde bu konunun (bir mucize olarak) çok net olarak anlatıldığını görürüz. Peygamber aleyhisselam, GENETİK TEKNOLOJİ sayesinde elde edilecek “dev boyutlu ve yüksek verimli” BİTKİ ile HAYVANLAR sayesinde dünyadaki “açlık ve fakirliğin” biteceğini yaklaşık 1400 yıl önce çok açık olarak bildirmiştir. Bu konudaki hadisler, ilgili kaynaklardan kolaylıkla bulunabilir. Şu an için sadece şu hadisi vermekle yetiniyorum: Buyurdular ki, “Ahir zamanda bir cemaat(ki bu en az 2 kişi demektir Türkçe’de) oturup NAR yiyecek ve sonra da yediği narın KABUĞU altında GÖLGELENECEKTİR !”

    Artık kabuğu altında 2 kişinin gölgelenebileceği bir nar’ın ne kadar büyük olabileceğini siz hayal edin.

    İşte vahye dayalı bu bilgiyi alan gerçek akıl, Batılıların YÜZYILLARCA BU ÜRÜNLERİN ZARARLI OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA “BİLGİ TOPLAMASINI” beklemeyecek ve 2 şeyi yapacaktır:

    1. Genetik metotla üretilen ürünleri korkusuzca tüketecektir.

    2. Genetik teknolojinin gelişmesi için elinden geleni yapacaktır.

    Gelelim bu anlatılanların ESTETİK konusu ile olan ilgisine…

    Batı, kendi dinini kendi eliyle bozduğundan, elinde vahiy kalmadığından “Her meselede sadece kupkuru (ve tabii bilgiye bağımlı) bir akıl ile başbaşa kalmıştır. Bilimden yani araştırmadan medet ummuş, fakat o da derdine çare olamamıştır.
    Çünkü bilimleri, yeryüzünün tek hakiki dini olan İslam’ın verilerini TEMEL OLARAK almamıştır ve yukarıdaki yazıda da görülebileceği gibi, ALMAMAKTADIR.

    Yani ellerinde hemen sonuca ulaşmalarını sağlayacak un, şeker ve yağ varken, sadece İslam’a olan düşmanlıklarından, dine olan düşmanlıklarından, bu hammaddeleri kullanMAMAKta ısrar etmektedirler.

    “Peki ne yapacaksınız ?” dendiğinde, “Önce tarlaya buğday ekeceğiz, ayçiçeği ve şekerpancarı ekeceğiz. Bunlar büyüyünce değirmen, yağ ve şeker fabrikaları kurup, kendi yağımızı unumuzu ve şekerimizi elde edeceğiz ve bunlarla kendi helvamızı yapacağız” demektedirler. O zaman kadar hem kendini ve hem de tüm insanlığı açlıktan ödürürsün ey BATI !!!!

    Oturmuşlar ESTETİK diye bir bilim kurmuşlar. Bu makalede de gördüğünüz gibi, daha bu bilimin tanımında bile anlaşamamışlar. NEDEN ?
    Bu konuda MUTLAK DOĞRU olan TEMEL BİLGİLERİ yok da ondan.

    Oysa İslam’da Allah Dostları bu konuları en ince ayrıntısına kadar HEM YAŞAMIŞLAR ve HEM DE ANLATMIŞLARDIR. Estetik bilimi, sadece “Mevlana Hazretleri bu konuda ne diyor ?” dese ve bu büyük Allah Dostunun söylediklerini TEMEL alsa, kısa sürede ana problemlerinin tamamını çözecek ve insanlığa bu hayati konuda büyük katkılar sağlayacaktır. Ama nerede ESTETİK BİLİMİNDE O AKIL ???

    Ben sizlere temel olması açısından ESTETİK konusunda birkaç bilgi vermek istiyorum. Mevlana hazretlerine göre, güzelliğin TEK KAYNAĞI Allah’tır (Bir büyük Allah dostu şöyle diyor: Allah’ı öyle güzeldir ki, O’nu bir an için görmek
    Cennetin en güzel yerinde 800 MİLYON YIL yaşamaktan daha üstündür. İşte Allah’ımız bu kadar güzel ! Estetikçilere duyurulur !)

    İnsan, Allah’ı ruhlar ilk yaratıldığı zaman görmüş ve sesini de işitmiştir. Kısaca tüm duyu organları ile Allah’ın varlığını ve güzelliğini hissetmiştir. Dünyaya gönderildiğinde ise, “Allah’ı gördüğü o an” insanoğluna unutturulmuştur(Yoksa insan, biricik Sevgilisi olan Sonsuz güzellikteki Rab’bini düşünmekten yerinden kımıldayamaz ve açlıktan ölürdü dünyada)

    Unutmuştur o anı insan fakat, dünya denilen yer ve onun üzerindeki varlıkların hepsi Allah tarafından yaratılmış ŞEYLERDİR ve herbiri üzerinde Yaratıcıları olan Allah’ın İZİNİ taşımaktadırlar. Çünkü bir tasarımcı tasarladığı varlıklara ancak “Kendisinde Olan Sıfatları” aktarabilir.

    (Mesela atomlar haşa bizim Rabbimiz değildir diyoruz . Neden ? Çünkü mesela bir karbon atomu ne konuşabilir, ne düşünebilir, ne ağlayabilir, ne gülebilir ve ne de aşık olabilir. Yani bu sıfatlar karbon atomunda yoktur, fakat atomlardan yapılmış olan insanda vardır. O halde, ne karbon atomu ve ne de diğer atomlar insanın Yaratıcısı olamaz! )

    İşte bir varlık ne kadar çok Allah’ı hatırlatıyorsa, onun üzerinde ne kadar çok Allah’ın İZİ varsa, biz insanlar o varlık için “O KADAR ÇOK GÜZELDİR” diyoruz. Mesela bir OT ile bir GÜL arasındaki fark budur. Birinin üstünde geziyor, öbürüne ise dokunmaya bile kıyamıyoruz. Bush’a bakınca midemiz bulanıyor, fakat Mevlana hazretlerinin ismini duymak bile içimizi açıyor.

    En güzel müzik Allah’ın sesini en çok hatırlatan müziktir. En güzel biçim ve görüntü, Allah’ın Cemalini en çok hatırlatan biçim ve görüntüdür. En güzel koku, Allah’ın kokusunu en çok hatırlatan kokudur…

    Estetik ve güzellik kavramının göreceli oluşuna gelince, bu ise tamamen ALGILAMA ARACIMIZ olan RUHUMUZUN, İslam’daki adıyla KALBİMİZİN durumu ile ilgilidir. Günahlarla kirlenmiş, fonksiyonları bozulmuş bir kalbin güzelliği DOĞRU algılaması ve takdir etmesi elbette düşünülemez. Üzeri bir kutu siyah boya dökülmüş bir tabloya, Leonardo’ya bile ait olsa, kim ÇOK GÜZEL diyebilir ki ?

    İkinci sebep ise, insanların yaratılışındaki farklılıktır. Allah HÜR İRADEYE SAHİP ve İSTEDİĞİ GİBİ HAREKET EDEBİLEN bir varlık yaratmak istemiştir ve insanı yaratmıştır. Elbette yaratabilir, çünkü Allah’ın gücü herşeye yeter.
    İşte herbiri farklı farklı olan bu insanlara sıfatları sonsuz olan Allah’ımız, farklı farklı tecelli etmektedir.

    Bu durum herbiri bir şaheser olan 1000 tane besteye sahip bir piyanistin, çok sevdiği dinleyicilerine, onları sıkmamak için her konserinde tamamen farklı bestelerini çalmasına benzer. Dolayısıyla bu farklı bestelerin aynı Besteciye ait olduğu sezilinceye kadar, elbette estetik algısında farklılıklar olmaktadır.

    Oysa 2 insan düşünelim. İslam’ın söylediklerini yapmışlar ve Allah’ın çok sevdiği kulları arasına girmişler. Onlar için artık estetiğin GÖRECELİ hali ortadan kalkar. Nasıl 1 santimetre deyince bir Türk ile bir çinli aynı şeyi anlıyorlarsa, bu 2 kişi için de bir varlığın estetik puanı tamamen aynı hale gelir. Birisinin 1000 üzerinden 765 verdiği bir nesneye, öbürü de 765 verir. Allah böyle kullarından olmayı nasip etsin. Olamasak bile, hiç olmazsa böyle kullarına bizi arkadaş yapsın. Güzellik de estetik de bizm değil bu ALLAH DOSTLARININ yanında (Estetik bilimi ile uğraşanlara duyurulur !!!)

    Bir makaleye dönüşen bu yorumu okumakta gösterdiğiniz sabır için teşekkür ediyor, her güzel varlığa baktığınızda, o varlığın güzelliğinin KAYNAĞINI hatırlayacağınız; güzelliğin taşıyıcılarının peşinden değil de GÜZELLİĞİN KAYNAĞININ PEŞİNDEN KOŞACAĞINIZ mutluluk dolu günler diliyorum sizlere.

    Saygılarımla…

    Derviş

    NOT: “VAHYİN REHBERLİĞİNİN HAYATİ ÖNEMİNİ KAVRAMIŞ AKIL” biçimde olan ve akl-ı selim’i bugüne kadar görülmemiş mükemmellikte tarif eden bu müthiş ifade, Prof. Dr. Haydar Baş Beyefendi’ye aittir.

    Ekim 16, 2006 at 5:06 am. Kalıcı Bağlantı.

  4. samet replied:

    bir makelenin böyle olduğunu bilmiyorum ama güzel. ödevim varda edebiyat ve gerçeklik arasındaki ilişki hakkında bir makale yazılacakta yardımcı olabilirmisiniz lütfen nasıl yazılacağını bılmıyorum

    Ekim 29, 2006 at 9:24 am. Kalıcı Bağlantı.

  5. samet replied:

    l

    Ekim 29, 2006 at 9:25 am. Kalıcı Bağlantı.

  6. opel git replied:

    hz.Muhammedin çok evlenme sebepleri

    Kasım 23, 2006 at 6:43 am. Kalıcı Bağlantı.

  7. estetik replied:

    doğal güzellik tercih edilmeli bence. estetik kavramının sonu yok.

    Nisan 24, 2007 at 3:59 pm. Kalıcı Bağlantı.

  8. estetik replied:

    teşekkurler bılgıler için

    Mayıs 24, 2007 at 12:40 am. Kalıcı Bağlantı.

  9. estetik replied:

    bence cok yararlı

    Mayıs 24, 2007 at 12:40 am. Kalıcı Bağlantı.

Yorum Yapın

Trackback URI